ABD Başkanı Trump’ın tarihi Çin ziyareti devam ederken, Çin'in kendine özgü kalkınma modeli ve bu modelin küresel dengelere etkisi masaya yatırılıyor. IMF verileri, ABD ile Çin arasındaki kişi başına gelir uçurumunu net bir şekilde ortaya koyarken, Çin'in bilinçli tercihleriyle 'gelişmekte olan' statüsünü koruduğu görülüyor. Peki bu hibrit model kime yarıyor?
Kişi başı gelir uçurumu ve stratejik tercihler
2026 IMF tahminlerine göre ABD'de nominal kişi başına milli gelir yaklaşık 94.400 dolar seviyesindeyken, Çin'de bu rakam 14.870 dolar civarında. Çin, toplam ekonomi büyüklüğü ve yüksek hızlı tren ile elektrikli araç üretimi gibi alanlarda etkileyici ilerlemeler kaydetse de, ortalama refah açısından hâlâ 'gelişmekte olan' ülke statüsünde. Bu durum, Çin'in 'fren' retoriği ve 'yüksek kaliteli kalkınma' stratejisinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Çin, kişi başına geliri bilinçli olarak 'frenliyor' gibi görünse de bu, kısa vadeli maksimum tüketim yerine uzun vadeli stratejik önceliklerin (teknolojik üstünlük, ulusal güvenlik, eşitsizlik azaltma) sonucudur. 'Yüksek-kalite kalkınma' stratejisi, hane halkı tüketimini GSYİH'nin yalnızca %38-40'ı seviyesinde tutarken tasarruf oranını yüksek tutmakta ve sermaye birikimini sürdürmektedir. Bu, kendi halkını 'kalkınma için fedakârlığa' zorlayan bir tercih olarak öne çıkıyor.
Hibrit model ve küresel etkileri
Çin'in bu hibrit modeli, hem devlet müdahalesini hem de piyasa mekanizmalarını bir araya getiriyor. Uzmanlar, bu modelin Çin'in ulusal güvenliğini ve teknolojik bağımsızlığını güçlendirdiğini, ancak halkın tüketim alışkanlıklarını sınırladığını belirtiyor. Liberalizmin gerilediği bir dönemde, Çin'in kendine özgü yolu 'soğuk barış' kavramını gündeme taşıyor. Bu durum, ABD ile Çin arasındaki rekabeti 'sistemsel' bir boyuta taşıyor.
Çin'in bu stratejisi, kısa vadede halkına fedakârlık yaptırsa da, uzun vadede teknolojik üstünlük ve küresel rekabette avantaj sağlıyor. 'Gelişmişlik paradoksu' olarak adlandırılan bu durum, Çin'in hem gelişmekte olan ülke avantajlarını korumasına hem de ileri teknoloji alanlarında söz sahibi olmasına olanak tanıyor.
Soğuk barış döneminde Çin'in kazancı
Soğuk barış döneminde Çin'in hibrit modeli, ülkeye hem ekonomik hem de jeopolitik avantajlar sağlıyor. Uzmanlar, bu modelin Çin'in küresel tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirdiğini ve ABD'nin yaptırım baskılarına karşı dayanıklılık kazandırdığını vurguluyor. Ancak, bu modelin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri bulunuyor. Halkın fedakârlık düzeyi ve tüketim kısıtlamaları uzun vadede sosyal gerilimlere yol açabilir.
Sonuç olarak, Çin'in hibrit kalkınma modeli, ülkeyi kısa vadeli tüketim odaklı büyümeden uzaklaştırarak stratejik hedeflere odaklıyor. Bu tercih, Çin'in 'gelişmekte olan' statüsünü korurken teknolojik ve askeri alanda güçlenmesini sağlıyor. Soğuk barış döneminde bu modelin Çin'e yaradığı açıkça görülüyor.


